Bir tanrı düşünün. Tanrıların tanrısı. Her şeyiyle mükemmel bir varlık. Yok muydu bu tanrının bir kusuru? Vardı, o muhteşem Zeus'un en büyük kusuru kendi tohumundan doğmuş olan ama asla bir tanrı olamayacak kadar güçsüz, cesaretsiz ve liderlik vasıflarının eksilere kadar düştüğü çocuk. Zeus için utanç kaynağı. Kimselerin bilmediği bu gizemli çocuk, Zeus'un en büyük sırrıydı. O muhteşem Zeus kendine bu çocuğu asla yakıştırmadı.
Günler böylelikle geçti. Her gece yatmadan önce Zeus düşündü. Bu çocuk benim lanetim değil, dedi. Bu çocuk benim zayıf noktam, ondan kurtulmalıyım diye düşündü. Zeus'un en büyük ve tek hatası işte böyle başladı. Zeus, çocuğu öldüremezdi. Öldürdüğünde çıkacak dedikodulardan korktuğunu sandı ama aslında bunu yapacak cesareti yoktu. Ne kadar istemese de o kendi çocuğuydu. Günler geçti, Zeus gittikçe acımasızlaştı. Kendi çocuğuna sunamadığı nefreti, insanlara sundu. Zamanla muhteşemlik yerini zalimliğe bırakıyordu. Bir gün Zeus, çocukla yüzleşti. Çocuk, zeus'a baba, dedi. İşte o zaman Zeus sevgiyi öğrendi ama yapacak bir şey yoktu. Zeus, ben senin baban değilim, sen de benim oğlum değilsin. Adımı lekelediğin için ve şanıma hakaret ettiğin için sana en büyük cezayı, ıstırabı bahşediyorum, dedi. İşte çocuk o zaman aşkı öğrendi.
Zaman geçtikçe içindeki alev yükseldi. Babasının zihnine kazıdığı o kadını aradı. Aylar, yıllar geçti. Aradığı kızı bulmak için çok insan gezdi. Çocuk bir gün bilge bir adamın evine gitti. Ona durumunu anlattı. Kadını tarif etti. İşte o gün her şeyi bildiğini sanan bilge adam gerçek acıyı öğrendi. Bilge adam, Medusa, dedi. Çocuk anlamadı. Bilge adam konuşmadı. Çocuk her gün onu aradı. Medusa'yı kime sorduysa üstüne daha fazla gizem bindi. Alemlerin hepsinde güvendiği tek insana, annesine, Medusa'yı sordu. Annesi bunu duyunca ağlamaya başladı. Oğluna bir ifrite aşık olduğunu, alemlerin en çirkin kadınını sevdiğini söyledi. Çocuk, yine de pes etmedi, edemezdi de. Günlerce babası Zeus'a Medusa'yı bulmasına yardım etmesi için yalvardı. Zeus, bu dualara kayıtsız kalamadı. Zeus, çocuğunun kafasına Medusa'nın yerini kazıdı ve çocuk hayatının yolculuğuna başladı.
Babasının verdiği ipuçlarını takip ederek Medusa'yı buldu. Medusa, o muhteşem şaçlarının yerine yılan getirilen, her bir tanrıyı güzelliği ile hayran bırakmış ancak daha sonra lanetlenip çirkinliği ile alemlere nam salmış Medusa. Çocuk, Medusa'nın karşısına geçti. Kalbi titreye titreye aşkını itiraf etti. Medusa, bu çocuktan çok etkilendi. Çirkinliğine rağmen onu seven çocuğu gördü. İşte o gün Medusa aşkı öğrendi. Günler geçti, aylar geçti. Bütün çirkinliğine rağmen Medusa'yı seven birini duyunca kıskançlığı kabardı Athena'nın. Öyle bir lanet verdi ki Medusa'ya, gözlerine bakan herkes taş kesilmişti. Medusa ağladı, çocuktan kaçtı. Sevdiği çocuktan kaçtı. Çocuk, Medusa'nın sürekli ondan kaçmasına dayanamıyordu. Bir gece ansızın Medusa'nın odasına girdi. Medusa'yı sakince uyandırdı ve Medusa'ya gözlerini aç, bana doğruyu söyle dedi. Medusa hayır demişti ama çocuğun kendisini öpmesiyle gözlerini açmak zorunda kaldı. Gözlerini açar açmaz karşısındaki çocuğun sevgi dolu ve taşlaşmış gözlerine baktı.
İşte o gün, çocuğun bütün umutları kelebeğe dönüştü ve Pandora'nın kutusuna hapsedildi.
niye gülüyorsun? isimler değiştiği zaman anlatılan senin hikayen olur.
Cuma, Ekim 17, 2014
Pazartesi, Ekim 06, 2014
Aşk? Hayır, üstü kalsın.
Çok tatlı bir şey, böyle.. Ne bileyim ya anlatamıyorum, ama kalbim küt küt atıyor onu görünce."
"Hayatımda tanıdığım en doğru insan. Benim için doğru adam bu... Ben aşığım galiba Mahmut..."
"Terketti, bıraktı gitti. Çok kötüyüm abi, akşam işin yoksa içelim mi?"
"Pis köpek! Ayrıldık... Orospu çocuğu ya! Sildim her yerden, Facebook'umu da yeniden açıyorum."
"Çok güzel gidiyordu her şey, bir anda yürümeyeceğini söyledi."
"Meğerse piçmiş bu. Bir okudum mesajlarını neler neler var! Siktiri çektim yolunu verdim ben de!"
vs. vs. vs.
Bir saniye bile düşünmeden, backspace kullanmadan aklıma gelen ilk beyin kemirgenleri bunlar. Sadece benim çevremde bu diyalogların dönmediğini de biliyorum. Aşk... Kitlelerin eroini. Vazgeçilemeyen. Sıcak çikolata tadında. Ama sıcak çikolatadan daha akıcı, daha şireli, daha yapış yapış.
Peki nedir aşk? Böyle insanın içinin kıpır kıpır olması mıdır? Sevdiğini haykırabilmek midir? "O" aklına geldikçe mutlu olmak mıdır? Hayır. Hiç biri değildir. Aşk serotonin hormonunun vücutta fazla salgılanması da değildir. Aşk nedir biliyor musun? Aşk tutsaklıktır, aşk tatmindir, aşk duygusal arayıştır. Ama aşk asla kült değildir. Aşk; bir başkasının seni düşündüğünü fark ederek yaşadığın mutluluk ve yine aynı sebeple egonun okşanmasının tanımıdır sadece.
Şimdi geriye dön ve düşün. Ne kadar acı çektin hayalinde yarattığın bu büyülü duygu yüzünden? Ne kadar zaman tükettin? Amacın vardı. Sevmek değildi. Sevişmek de değil. Amacın ona sahip olmaktı, duygusal, fiziksel ve cinsel yönden. Üçü bir arada hesabı... Buna aşk dedin. O da aşk dedi. Birlikteydiniz. Sonra başkalarına da aynı şekilde sahip olmak istediğini farkettin, veya onun başkalarına sahip olma eğilimlerini... Vazgeçtin. Elinde ne mi kaldı? Büyük bir kap dondurmayla aromalandırılmış, battaniyenle süslenmiş; hastalık hastası anlamına da gelen büyük bir boşluk: depresyon.
Yıkıl. Çünkü bunu hak ettin. Aradan birazcık zaman geçecek, yeni birini bulacaksın. Aşk diyeceksin bu duygu ve düşüncelerine de ve benim gibi aşka inanmayan insanları ayıplayacak, onlara uzun tiradlar atacaksın. Zayıf değilsin, zeki veya aptal da değilsin, sadece ve sadece; malsın.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)