Perşembe, Temmuz 25, 2013

Yeni başlayanlar için Londra

* Çeşmeden akan suları gönül rahatlığıyla içebilirsin. Şişe suyuna yatırma sermayeyi.
* Evlerde banyo, tuvalet gibi yerlerde boşuna elektrik düğmesi arama. Bir ip olacak, onu çek ışığı açıp, kapamak istediğinde.
* Tuvaletlerde taharet musluğu aranma, yok çünkü.
* Yolda aval aval dolaşan tilki görmek özellikle kışları çok normaldir, panik yapma, onlar senden korkup kaçarlar.
* Farelerden, bir de sıçanlardan korkuyorsan gitme sakın.
* Sincaplar bizim çocuk kitaplarındaki gibi kahverengi değil. Kafandaki sincapları griye boyayıp da git.
* Memleketli görmek, memleket yemeği yemek, memleket bakkalı gibi bakkallardan alışveriş etmek, memleket berberinde traş olmak gibi istek ve arzular dolarsa içine, hackney ve harringey bölgelerine düşür yolunu.
* Hackney Londra'nın en fakir semtidir haberin olsun ama en renkli yerlerinden de biridir. Gez dolaş stoke newington, church street, dalston gibi kültürler potasını. Eridiğini hisset dünyanın ortasındaki ateşte...
* Londra koftiden değil, gercekten bir dünya kentidir. Tadını çıkar çok kültürlülüğün. Kendini asla yabancı hissetme. Bir ingiliz'le karşılaşınca dikkat et de, o kendini yabancı gibi hissetmesin.
* Marketler bizim memlekette değişik yörelerin yiyecek, içeçeklerini satarlar. Londra'da dünyanın en bilmediğin memleketinin, en bilmediğin yiyeceğini, iceceğini bulma şansın vardır. Her boku denemeyi seven biriysen tadını çıkar.
* Aynı mahallede, aynı sokakta zenginlik ve yoksulluk yanyanadır bu şehirde. İkisiyle de içiçe yaşayacaksın şaşırma! Zaten bu kentte şaşırmamayı öğren bence evvela!
* Senin her gün önünden geçtiğin dandik bir mahalle pubunda, dün gece kızın birinin üç- beş bin sterlinlik çantası çalınmıştır mesela. pub deyip de geçme diye şeyettim.
*Sen yaya geçidinden geçmek için harekete geçtiğinde trafik durur.
* Otobüs duraklarında beklerken elini kaldırıp, işaret etmezsen otobüs durmaz.
* Kapalı mekanlarda sigara içilmez.
* Başın dertteyse çevireceğin acil numarası 999'dır. Yangındı, hırsızlıktı ya da ölmek üzeresin unutma bu tek numara sana lazım olan.
* Başı dertte birini görünce atma kendini kahraman gibi. Karışılmaz burda başkasının işine.
* Yanında kimlik taşımana gerek yok. Tuhaf gelebilir belki ama başın derde girse de polislik bile olsan, istedikleri ağzından çıkan bilgilerdir. Kimse nufüs cüzdanını yanında taşımak zorunda değildir.
* Ev kiraları, alınan ücretler falan haftalıktır. Burda aylık diyorlarsa bir şeye, o şeyi 52 ile çarpıp, 12'ye bölünce elde edilen rakamdan bahsediyorlardır.
* Cuma günü oldu muydu işten çıkanlar kendilerini akşam yemeği için lokantalara ya da içki için publara falan atarlar. Gündüz elinde süpürge sizin sokağı süpüren kadını, gece elbisesi ve topuklu pabuçlarıyla giderken görünçe kadına çok bakma, nerden tanıyorum ben bunu diye?
* Bir dükkanda gazoz almak için elini uzattığında bir rafa, aynı anda aynı gazoza eli uzanan sizin mahallenin iktidardaki parti milletvekili olabilir ya da bindiğin otobüste, tv' deki en komik programı yapan kadını görürsün oturuyordur öyle kendi halinde, yüzünde bir gram makyaj olmadan. Bu şehirde meşhurlar, siyasetçiler bağırmazlar biz mühimiz diye arkalarındaki koruma ordularıyla gezerken.
* Ana muhalefet partisi başkanı, parlementoya bisikletiyle giderken görülebilir, herhangi bir Londra sokağında. Bir kez daha farkedersin o sıradanlığın o hiçbir şeye değişilmeyecek kıymetini.
* Dünyadaki en güzel parklara sahiptir. Bazıları sana orman gibi bile gelebilir. En az bir defa çıkar pabuçlarını, çimlerinde yuvarlan.
* Kanallardaki o tekneleri ve teknelerde yaşayanları görmeden gelme.
* Thames üstündeki köprülerin en az üç tanesinin üstünden geçmeden, London Bridge'in altındaki çalgıçıyı dinlemeden gelme.
* Covent Garden'da bir sihirbazı seyret, Tate Modern'in en üst katında bir çay iç mutlaka.
* Çin Mahallesinde fazla dolaşma, günlerce üstünden başından o yağlı hamur kokusu çıkmaz, benden söylemesi.
* İstediğini giyebilirsin, yazın paltoyla dolaş, kışın ayağında parmak arası terlik normaldir merak etme kimse bakmaz.
* Birinin kıyafetine bakıp da, sınıfını ya da gelir durumunu anlayabileceğini sanma. Anlayabildiklerin italyan ya da fransızlardır karıştırma. Dirsekleri eğrimiş hırkayla gördüğün o adam, ciddi bir servetin sahibi olabilir.
* Ortalama ingiliz sığdır, bencil bir bireydir, yalnızdır ama mutlaka saygılıdır. Bir sorry çok kusuru düzeltir.
* Kadınsan tadını çıkar. Ne giydiğine, ne giymediğine, oturuşuna, kalkışına, bakışına kimse yan gözle bakmaz. Burada kadın olmak muhteşem bir şeydir, eşitliğin ve özgürlüğün rüzgarına sal saçlarını.
* Bu şehir büyülü bir şehirdir, yanından her an bir peri geçebilir... Kabakların elinde dolaş, taçın cebinde ya da gerçekten beyaz atlı biri geçer mesela, üniformalara meraklıysan gözün aydın, kısmetin.
* Çok kalma, güneşi özlersin. Bir de romatizma. Ayarını kaçırıp da çok kalırsan, bırakıp da gidemezsin sonra.

Pazar, Mart 31, 2013

Verilen kararlar, değişiklikler.

Öncelikle merhaba arkadaşlar

Uzun zamandır blog yazısı yazmıyorum. Bunun nedeni gerçekten hayatımın sıradanlaşmasıdır. Gerçekten bu monotonluk sürecinde yaşanmış bir ilginç olmamakla ziyade, kayda değer bir olayda gerçekleşmedi, bunun sayesinde ben de uzun zamandır blog'da yazacak pek bir şey bulamadım. Bundan 1 hafta önce kadar blog serüvenini bitirmeye karar verip, aktif kariyerimi podcast yaparak sürdürmeyi düşündüm lakin bu biraz zahmetli meseleler, Youtube'de channel açma sorunları falanları filanları ile yattı. Artık tekrardan blog yazılarıma devam edeceğim ama bundan sonra karar verdim biraz sivri dilli olmaya. Bu zamana kadar yazdığım bütün blog yazıları boş ve değersiz sıfatında kalmak suretiyle tarihe gömülmelidir. Biraz daha gerçekçi ve farklı olmaya isteğim ve çabam sayesinde biraz değişikliğin fena olmayacağına karar verdim.


Bundan sonra biraz daha gerçekçi, biraz daha savunucu, biraz daha güncel ve biraz daha sivri dilli olmaktan keyif ve onur duyacağım. Şimdilik bu verilen kararlar ile idare edelim ve zaman geçtikçe bakalım doğru karar mı vermişim yoksa bir hayalin uğruna vefat mı etmişim. Göreceğiz, bu yazı biraz kısa olmak zorunda, çünkü daha çok bilgilendirme amaçlı bu. Daha farklı ve daha etkileyici yöntemlerle geleceğim. Takipte kalın biliyorsunuz iletişim için facebook, twitter ve gmail hesaplarım var. Soru ve önerilerinizi beklerim. Hoşçakalın.

Pazar, Ocak 27, 2013

Birkaç cümlede hiçbir şey



“Şiirin önemli olduğunu düşünüyorum, yeter ki üzerine çok fazla düşme, yıldızlar ve yapaylıkla doldurma” der Bukowski. Bu cümleyi edebiyatın ve hatta sanatın –bana kalırsa- tüm alanlarına uygulayabiliriz. Şöyle anlatayım:
   Yataktan kalkarken, kendimi adeta yıllarca süren bir savaşın en hararetli anında, kendisini o savaş alanının tam da orta yerinde, kurşunların, bağrışmaların, kanların ve çığlıkların arasında umarsız, umutsuz ve korku dolu gözlerle annesini arayan küçük bir kız çocuğu gibi telaşlı ve hayretler içinde bulmuştum. Başucumdaki sigara paketine uzanırken ellerimin, Antik Yunan’ın o günümüze kalmış eşsiz ve benzersiz yıkıntılarının altında kalmışçasına ağırlaşmış olduğunu fark ettim. O insanın içini ürperten, adeta fırtınalı bir akşamdan kalma sokak kedilerinin çaresizliğini hatırlamamı sağlayacak olan sigara dumanını içime çekerken, kendimi adeta ruhunun zifiri karanlığında var oluş amacını olumlamaya çalışan, kana susamış, yaşlı, yorgun ve çaresiz bir canavar gibi hissettim. Artık yataktan kalkmam gerektiğini düşünmeme rağmen, beynimin ıssız bölgelerinde kendini çürümeye, yaşlanmaya ve yıpranmaya bırakmış olan yaşama arzumun, yeni bir güne daha başlamak istemeyişini kafamın içinde adeta ölmekte olan birinin son çırpınışları gibi bir edayla haykırmasıyla birlikte bir anlığına bu düşüncemden vazgeçmiş olsam da, bu amaçsız ve bir o kadar da incitici arzunun kaynağının aslında ben olmadığımı kendi kendime ispatlamaya çalışırcasına zorlanarak, kendi kendime itaat etmeyi reddederek, beni tekrar hayata döndürecek olan o iksirin yanı başımda olmasını dileyerek, adeta zorlu bir yolculuğun sonuna gelmişçesine kalan o son gücümü toparlayıp, ağır kayıplar vermiş olsa da sonunda savaşı kazanmış bir komutanın, arkasına dönüp kaybettiği askerlere bakarak, kendisinin hala hayatta olmasından utanç duyarcasına onlardan af dileyerek, bayrağını o kuşatılmış topraklara, zafer kazanmışlığın o kahredici gururuna rağmen son kalan gücüyle saplaması gibi aniden ve birden bire ayağa kalkabildim.
   15 saattir uyuyordum. Yataktan kalktığımda her yerim ağrıyordu. Sigara paketine uzanırken kolumun uyuştuğunu hissettim. Yine tüm gece kolumun üstüne yatmıştım. Günün ilk sigarasının ilk dumanını içime çektiğim gibi kakam geldi ama tuvalete gitmedim. Ayağa kalktım.
   Yukarıdaki aynı durumu anlatan iki metin de aslında temel olarak hiçbir şey anlatmıyor. Fakat bana kalırsa ilki, daha da hiçbir şey anlatmıyor.
Söyleyeceklerim bu kadar.